1. Türkçe
  2. English
Op. Dr. Funda Yazıcı ErolOp. Dr. Funda Yazıcı ErolKadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanıİletişim

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Alt genital yol enfeksiyonları jinekolojik şikayetlere en sık neden olan hastalık grubunu oluşturur. Bu enfeksiyonların önemli bir kısmı kadınlarda belirti vermeden cinsel yolla bulaşabilir. Kadınlarda cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar vulva, vajina, rahim ağzı ve rahim içi zarı enfekte edebilir.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar kadınların bir kısmında vulvada ülsere, kızarık, kaşıntılı lezyonlara neden olurken diğer bir kısmında vajina ve rahim ağzını enfekte ederek akıntı ve ağrı ile karakterize jinekolojik sorunlara yol açar.

Mikroorganizmaların rahim ağzından iç genital organlara yayılımı pelvik inflamatuar hastalık (PID) dedilen bir tabloya neden olur. Üst ürogenital bölgede başta Neisseria gonore ve Klamidya trachomatis olmak üzere birçok bakteri enfeksiyon oluşturabilir.

Cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar şunlardır:

  1. Genital Siğil (Human Papilloma Virüs, HPV)
  2. Uyuz
  3. Molluskum Kontagiozum
  4. Pedikülozis Pubis (Kasık Biti)
  5. Genital Herpes (HSV)
  6. Sifiliz
  7. Bakteriyel Vajinit
  8. Trikomoniazis (Trikomonas Vajinalis)
  9. Mantar Enfeksiyonları
  10. Klamidya
  11. Gonore
  12. Mikoplazma ve Üreoplazma
  13. Hepatit B ve C
  14. HIV

1. Genital Siğil (Human Papilloma Virüs, HPV)

Human Papilloma Virüs (HPV) toplumda yaygın görülen cinsel yolla bulaşan viral bir enfeksiyondur. HPV enfeksiyonlarının çoğu belirti vermeden kendiliğinden iyileşir. Ancak bir kısmı kadın genital bölgesinde siğile neden olur. Genital siğiller karnabahar benzeri, ciltten kabarık ve yumuşak lezyonlardır.

Genita siğillerin en sık nedeni HPV tip 6 ve 11’dir. Bu virüsler genital bölgede Kondüloma Aküminata denen deri lezyonlarına yol açar. Lezyonlar vajinal mukoza ya da genital bölge cildinde farklı sayı ve boyutlarda olabilir.

HPV’nin bazı tipleri aynı zamanda rahim ağzı kanseri için risk oluşturur. Rahim ağzı kanseri gelişiminde HPV tip 16, 18, 31 ve 45 önemli rol oynamaktadır. Bu HPV tipleri rahim ağzı kanseri açısından yüksek risklidir.

HPV’nin görülme sıklığı cinsel aktif dönem olan 15-25 yaşlar arasında pik yapmaktadır. Siğillerin çoğuna görsel olarak tanı koymak mümkündür. HPV testi tanıdan ziyade hangi virüs tipleri ile enfekte olunduğunun saptanmasında kullanılır.

HPV’den korunmada günümüzde 9’lu HPV aşısı kullanılmaktadır. Bu aşı 9-14 yaş arasında 0, 6 ay şeklinde 2 doz, 15-46 yaş aralığında ise 0, 2, 6 ay şeklide 3 doz olarak intramusküler (IM) olarak uygulanır. 9’lu HPV aşısı tip 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52, 58’e karşı koruyucudur. Ayrıca çapraz reaksiyon ile diğer tiplere karşı kısmen koruma sağlanabilir.

Tedavide topikal ilaçlar, cerrahi eksizyon, kriyoterapi ya da siğilin dondurulması gibi yöntemler kullanılır. Lezyonlar kendiliğinden gerileyebilir. Ancak hiçbir tedavi yöntemi virüsü vücuttan tamamen uzaklaştırmaz. Tedavi seçimi lezyonun sayı, boyut ve yerleşim yerine göre yapılır.

2. Uyuz

Uyuz vücudun her yerinde görülebildiği gibi genital bölgeye de yerleşebilen parazitik bir canlıdır. Uyuz etkeni küçük eklembacaklılar grubuna ait bir akar olan Sarcoptes scabies hominis’tir. Bu akar cildin üst katmanına yerleşerek tüneller açıp ilerler.

Cinsel yolla bulaşabileceği gibi elbise, havlu ve yatak çarşafı ile de bulaşabilir. Bulaşması için uzun süreli temas gerekir. Uyuzun bazı türleri oldukça bulaşıcıdır. Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde hastalık agresif seyredebilir.

Hastalığın en önemli belirtisi aralıklı gelen şiddetli kaşıntı ataklarıdır. Kaşıntı uyuzun bulaşmasını takiben 3-5 hafta sonra ortaya çıkar. Kaşıntı geceleri ve sıcak banyo sonrası artar. Tüm vücutta yaygın bir kaşıntı olabilir.

Parmak aralarında daha belirgin olmak üzere akarın bulunduğu yerlerde ciltte 1-10 mm boyutunda beyaz, gri çizgiler görülür. Bu çizgiler akarın ciltte açtığı tünellerdir. Bunun dışında ciltte kızarıklık, döküntü ve içi sıvı dolu lezyonlar görülebilir.

Tanı deri bulguları ve akarın görülmesi ile konur. Tedavide hem akarı hem de akarın yumurtalarını öldüren ilaçlar ve kaşıntı için antihistaminik ilaçlar kullanılır.

3. Molluskum Kontagiozum

Molluskum Kontagiozum poksvirüsün neden olduğu bir deri hastalığıdır. Ciltte 2-5 mm çaplı ortası çukur kabarık lezyonlar ile karakterize bir enfeksiyondur.

Cilt teması ve ortak eşyaların kullanımı ile bulaşır. Kişi eğer cildindeki lezyona dokunursa vücudunun başka bir yerine virüsü bulaştırabilir. Lezyonlar virüs cilde bulaştıktan haftalar sonra ortaya çıkar. Hastalık genellikle kendini sınırlar. Tanı lezyonların tipik görünümü ile konabilir. Şüpheli durumlarda mikroskopik inceleme yapılır.

Tedavide dondurma, lazer ablasyon ya da lezyonun içindeki beyaz kıvamlı içeriğin küretaj ile boşaltılması yer alır. Hastalık kendini sınırladığı için bir süre takip edilebilir.

4. Pedikülozis Pubis (Kasık Biti)

Pedikülozis Pubis bir ektoparazit olan Phthirus Pubis ile meydana gelir. Görünümleri yengece benzer. Ektoparazitler konağın vücudunun dış kısmına tutunarak yaşamını sürdüren parazitlerdir. Genellikle genital ve perianal bölgede yerleşir. Nadiren vücudun diğer kısımlarında da görülebilir.

Kasık bitleri çoğunlukla cinsel temas ile bulaşır. Parazit yumurtalarını kıl folikülü içine bırakır. Bu yumurtalar 7-10 gün içinde çatlayarak büyür. Bu yumurtaların ciltten temizlenmesi tedavide önemlidir. Parazitler kıl foliküllerine tutunarak yaşar. Kan ile beslenen parazit 1,5 ay kadar canlı kalabilir. Kasık bitleri diğer vücut bitlerine göre daha küçüktür.

Kasık bitinin en önemli belirtisi şiddetli kaşıntıdır. Bitin ısırdığı yerlerde ciltte kızarıklık ve kabarma görülür. Lezyonların çok olduğu durumda halsizlik, hafif ateş ve sinirlilik gibi sistemik bulgular görülebilir.

Tanı larvaların ve yumurtaların gözle görülmesi ile konabilir. Kasık bitinin tedavisinde parazit ve yumurtaların temizlenmesi, çeşitli kremler, şampuanlar ve losyonlar kullanılır.

5. Genital Herpes (HSV)

Herpes Simpleks Virüsü (HSV) genital bölge ülserlerine neden olan cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Enfeksiyona bağlı genital ülserlerin çoğundan sorumludur.

Bu virüsün birçok tipi olmasına karşın genital bölgede en sık HSV tip 2 daha nadiren HSV tip 1 enfeksiyonu görülür. HSV tip 2 ile meydana gelen enfeksiyonlar daha bulaşıcıdır.

Virüs bulaştıktan 7-10 gün sonra belirtiler ortaya çıkar. Ancak çoğu hastada herhangi bir belirti olmaz.  Virüs alındıktan sonra yıllarca belirti vermeden vücutta kalabilir. Bağışıklık sistemi zayıfladığında ya da ciddi bir stres ile karşılaşıldığında aktif hale gelir.

Hastalık genellikle kendini sınırlayarak 1-3 hafta içinde iyileşir. Ciltte ağrılı, içi sıvı dolu kabarcıklar, ülser ve kabuk oluşumu görülür. Kasık bölgesindeki lenf bezlerinde büyüme, halsizlik ve ateş gibi semptomlar olabilir.

Genital herpes genellikle vulva bölgesinde kaşıntı ile başlar. Daha sonra birden fazla içi sıvı dolu veziküller ortaya çıkar. Veziküller birleşerek ağrılı ülserlere dönüşür. Bu dönemde hastalık oldukça bulaşıcıdır. Ancak belirti olmasa dahi genital herpes bulaşıcı bir hastalıktır.

Tanı ağrılı lezyonların görülmesi ile konabilir. Şüpheli durumlarda virüs antikorlarına bakmak ve virüsün kültürde üretilmesi faydalı olur. Sistemik antiviral tedavi hastalığın şiddetinin azalması ve komplikasyonların önlenmesini sağlar.

Tedaviye rağmen virüs tamamen yok edilemez. Sakrum bölgesindeki sinir köklerinde gizli bir şekilde kalır. Hastalığın bir aşısı yoktur. Gebelerde ilk kez enfekte olan kadınlar tedavi edilmelidir. Virüs doğum sırasında bebeğe geçebilir. Bu yüzden genital HSV olan kadınlarda sezaryen doğum tercih edilir.

6. Sifiliz

Sifiliz başlıca cinsel yolla bulaşan etkeni Treponema Pallidum olan hareketli, helikal, spiral şekilli bir bakteridir. T. Pallidum genital bölge, ağız ve anüste şankr denen ağrısız çıbanların çıkmasına neden olur. Deri ve mukoza lezyonları ile temas edildiğinde, meni ve vajina salgısı ile hastalık bulaşır.

Sifiliz hastalığı primer, sekonder, latent ve tersiyer olmak üzere 4 evreden oluşur. Hastalığın bulaşıcılığı ilk yıl oldukça yüksektir. Dördüncü yılın sonuna doğru giderek azalır. 

Primer sifiliz vulva, vajina ve serviks te ortaya çıkan şankr denen ağrısız tek bir lezyon ile belirti verir. Şankr lezyonu ağrısız, sert ve deriden kabarıktır. Zamanla ülserleşir ve ortası çukur hale gelir. Lezyonda akıntı olabilir. Sıklıkla kasık bölgesindeki lenf bezlerinde büyüme eşlik eder. Bu lezyon tedavi edilmezse 3-6 hafta içinde kaybolur.

Sekonder sifiliz bakterinin kan yolu ile yayılması sonucu olur. Bu evrede bütün vücutta özellikle de avuç içi ve ayak tabanlarında belirgin olan kaşıntısız, deriden kabarık, üzerinde pullanmaların olduğu tipik bir döküntü vardır. Lenf bezlerinde büyüme, ateş, halsizlik, boğaz, eklem ağrıları ve baş ağrısı görülebilir.

Latent sifiliz hastalığın gizlendiği ve semptomlarının kaybolduğu üçüncü evredir. Kanda hastalığa ait antikorlar pozitiftir. Hastalık bu dönemde cinsel temas ile bulaşmaz. Latent dönem yaklaşık 4 yıl sürer. Ancak bu evrede bakteri gebelikte anneden bebeğe geçebilir. Bebek hastalığı anne karnında alabileceği gibi genital lezyonların olduğu evrede doğum sırasında da alabilir.

 Tersiyer sifiliz ilk enfeksiyondan aylar veya yıllar sonra ortaya çıkar. Tedavi edilmiş ya da kısmen tedavi görmüş kişilerin %30-35’inde son evre hastalık ortaya çıkar. Hastalığın bu evrede tuttuğu başlıca yerler şunlardır:

  • Cilt,
  • Kemik ve eklemler,
  • Kalp ve damar sistemi,
  • Göz ve Beyin,
  • Karaciğer.

Kalp damar tutulumunda aort anevrizması ve aort kapak yetmezliği görülür. Hastalığın neden olduğu iç organ hasarı ilerleyici ve ölümcüldür. Organlarda gumma (gom) denen doku nekroz alanları görülür.

Sifiliz tedavisinde doz ve süresi hastalığın evresine göre değişen başta penisilin olmak üzere antibiyotikler kullanılır. Hastaların bir yıl süre ile klinik takibi yapılarak serolojik testlerine bakılır.

Sifiliz tanısı dışlanmış genital ülseri olan hastalarda Granüloma İnguinale (Klebsiella granulomatosis),Lenfogranüloma Venerum (Chlamydia trachomatis) ve Şankroid (Haemophilus ducreyi) gibi diğer bakteriyel enfeksiyonlar akla gelmelidir.

7. Bakteriyel Vajinit

Vajinal enfeksiyonların en sık nedeni bakteriyel vajinitlerdir. Bakteriyel vajinal enfeksiyonlar genellikle cinsel yolla bulaşmaz. Ancak gebelik varsa erken doğum eylemi için risk oluşturur. Vajinal enfeksiyonlar sıklıkla kötü kokulu akıntı, kaşıntı, vajinada yanma ve ağrı gibi belirtiler verir.

Normal vajinal florada laktobasiller ve candida gibi birçok organizma vardır. Bu organizmalar vajinanın normal pH değerini korurlar. Vajinanın normal pH değeri 3,8-4,2 arasında değişir. Vajinanın bu asidik pH değerinde kalmasını hidrojen peroksit üreten laktobasiller sağlar.

Vajinanın normal pH değeri bozulduğunda flora dengesi ortadan kalkar. Başta Gardnerella vaginalis olmak üzere bakteriyel vajinal enfeksiyonlar meydana gelir. Gardneralla vaginalis normal vajinal florada olan bir bakteridir. 

Normal vajinal akıntı şeffaf, beyaza yakın ve kokusuzdur. Koyu sarı, yeşil, kahverengi ya da gri kokulu bir akıntı enfeksiyon belirtisidir. Tedavide antibiyotik içeren tablet, krem ve jeller kullanılır.

8. Trikomoniazis (Trikomonas Vajinalis)

Trikomonas vajinalis tek hücreli bir protozoadır. Kadınlarda cinsel yolla bulaşarak vajinal enfeksiyonara neden olur. Bulaşma ayrıca nemli havlu, banyo malzemeleri, tuvalet ya da yüzeylerden olabilir.

Trikomonas vajinitinin belirtileri şunlardır:

  • Sarı-yeşil renkli kötü kokulu vajinal akıntı,
  • Kaşıntı
  • Vajina içinde ve servikste kızarıklık,
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı,
  • Alt karın ağrısı,
  • İdrar yaparken yanma.

Tedavide etkene yönelik uygun antibiyotikler kullanılır. Bu hastalıkta eş tedavisi de gereklidir. Tedavi bitene ve semptomlar gerileyene kadar cinsel ilişkiden kaçınılmalıdır.

9. Mantar Enfeksiyonları

Kadınlarda vajinal mantar enfeksiyonlarının çoğu (%80-90) Candida albicans tarafından meydana gelir. Bu mantar normalde vajinal floranın bir parçasıdır. Aslında cinsel yolla bulaşan bir hastalık değildir. Fakat cinsel yolla geçen ve vajinal florayı bozan diğer nedenler bu mantarın çoğalmasına yol açar.

Kadınların %75-80’i yaşamlarının bir bölümünde vajinal mantar enfeksiyonu geçirmiştir. Komplike ve tekrarlayan mantar enfeksiyonları kadınlarda %5 oranında görülür. Tekrarlayan enfeksiyonların çoğuna farklı bir Candida türü neden olur.

Antibiyotik kullanımı, diyabet, gebelik, bağışıklık sisteminin zayıflaması, sağlıksız beslenme, hormonal düzensizlik, doğum kontrol hapları, hormon tedavileri ve stres vajinal florayı bozarak mantar gelişimine yol açar.

Vajinal mantar belirtileri şunlardır:

  • Vajina ve vulvada yoğun kaşıntı,
  • Vajina çevresinde kızarıklık, ödem ve döküntü,
  • Beyaz, süt kesiği şeklinde kıvamlı vajinal akıntı,
  • İdrar yaparken yanma,
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı.

Vajinal mantarlardan korunmak için pamuklu, sıkı olmayan iç çamaşırı ve kıyafetler tercih edilmelidir. Genital bölge temizliğine dikkat etmek gerekir. Genital bölge nemli bırakılmamalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır. Jakuzi, hamam, sauna ve küvet vajinaya aşırı sıcak su girişine yol açarak mantar gelişimine zemin hazırlar. Sabun, tampon ve ped kullanırken kokulu ürünler tercih edilmemelidir.

Tanı klinik öykü ve jinekolojik muayene ile konabilir. Gerekli hallerde çeşitli test ve örnekler ile tanı desteklenir. Tedavide vajina içine uygulanan krem, tablet, fitil ve oral antifungal ilaçlar yer alır.

10. Klamidya

Klamidya trachomatis cinsel yolla bulaşan bakteri kaynaklı enfeksiyonların en sık olanıdır. Bakteri rahim ağzında dokununca kanamalı bir enfeksiyona neden olur. Servikal akıntı ile birlikte bu bulgu tanı koydurucu bir özelliktir.

Bu bakteri hücre içine yerleşerek yaşamını sürdürebilir. Rahim ağzının geçiş bölgesindeki hücrelere tutunarak enfekte eder.

Klamidya enfeksiyonlarının %70-80’i belirti vermez. Bu hastalığın en önemli belirtileri ise şunlardır;

  • Anormal vajinal akıntı,
  • Lekelenme şeklinde vajinal kanama,
  • İlişki sonrası kan gelmesi,
  • İdrar yaparken yanma.

Akıntı genellikle sarı, yeşil renkli iltihaplı görünümdedir. Kanama varsa rengi koyulaşabilir. Tanıda rahim ağzındaki akıntıdan örnek alınarak PCR (polimeraz zincir reaksiyonu) testi yapılır. Hücre kültüründe yalancı pozitiflik oranı yüksek olduğundan genellikle tercih edilmez. Tedavide etkene yönelik uygun oral antibiyotikler kullanılır. Aynı zamanda eş tedavisi de verilmelidir.

11. Gonore

Neisseria gonore cinsel yolla bulaşan bakteriyel bir enfeksiyondur. Rahim ağzına yerleşerek enfeksiyona neden olur. Rahim ağzının ise en sık iç kısmını enfekte eder. Hastaların %50-60 kadarı semptom vermez. En sık karşılaşılan belirtiler ise şunlardır;

  • Vajinal akıntı,
  • İdrar yaparken yanma,
  • Anormal uterin kanama.

Tanıda kültür ve PCR testi kullanılabilir. Tedavide uygun oral antibiyotikler tercih edilir. Direnç kazanmış olgularda kültüre göre antibiyotik duyarlılık testleri yapılabilir. Hastalığın klamidya ile birlikte görülebileceği akılda bulundurulmalıdır. Bu durumda ikisinin tedavisi birlikte planlanır.

12. Mikoplazma ve Üreoplazma

Mikoplazma ve üreoplazma bilinen en küçük mikroorganizmalardır. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar arasındadır. Hücre duvarları olmayan bakteri türleridir. Kadınlarda pelvik inflamatuar hastalık ve bakteriyel vajinite neden olur.

Mikoplazma hominis ve Üreoplazma ürealitikum alt ürogenital sistemde bulunan fırsatçı bakterilerdir. Bu bakteriler normalde idrar yollarında az miktarda vardır. Daha yüksek miktarlarda bulunması cinsel yolla bulaşmasına ve hastalığa neden olur.

Mikoplazma ve üreoplazma gebe kadınlarda koryon villuslarını enfekte ederek gebelik sürecini etkileyebilir.

Bu hastalığa ait belirtiler şunlardır:

  • İdrarda yanma ve acı,
  • Vajinal akıntı,
  • Genital kaşıntı ve yanma,
  • Kasıklarda ağrı,
  • Ağrılı cinsel ilişki,
  • Kadın ve erkeklerde açıklanamayan kısırlık,
  • Tekrarlayan gebelik kayıpları,
  • Böbreklerin etkilenmesine bağlı yan ağrısı,
  • Prostat bezinin enfekte olması durumunda sık idrara çıkma, idrar yaparken zorlanma ve ağrı,
  • Nadiren testis enfeksiyonuna bağlı ağrı.

13. Hepatit B ve C

Hepatit B ve C parenteral ya da cinsel yolla bulaşan hastalıklardır. Gebelikte anneden bebeğe geçiş kronik hepatit B’nin en önemli nedenidir. Bebeğin bu virüsleri kapması anne karnında, doğumda ya da doğum sonrası olabilir.

Yetişkinlerdeki akut hepatit B enfeksiyonları %95-99 oranında iyileşmektedir. Hastalık %1-5 oranında kronik enfeksiyon şeklinde seyreder. Kronik hepatit B taşıyıcılığında 5 yıllık bir süre içinde siroz görülme oranı yaklaşık %10-20’dir. Hepatit B aşısı olan bir virüstür. Bu aşıyı üreme çağındaki tüm kadınlar yaptırabilir.

Hepatit C hastalığında ise durum biraz farklıdır. Hepatit C ile enfekte kişilerin %50’sinde hastalık kronik enfeksiyona ilerlemektedir. Bu hastaların yaklaşık %20’sinde kronik aktif hepatit ya da siroz gelişir. Hepatit B’nin aksine bu virüsten korunmak için bir aşı yoktur. Hepatit C gebelikte akut hepatit tablosuna yol açmaktadır.

14. AIDS (HIV)

HIV (İnsan immünyetmezlik virüsü, AIDS) kan ve korunmasız cinsel temas yolu ile bulaşan bir hastalıkıtr. HIV zarflı bir RNA virüsü olup dış ortama dayanıklı değildir. Doğrudan kan verme, kan ürünleri, iğne batması, cerrahi aletler, akupunktur, dövme yaptırma, doku ve organ nakli, cinsel ilişki sırasında derideki çatlak, yaralı kısımların teması ve adet kanının penise teması ile bulaşabilir.

Gebelik döneminde bebeğe anne karnında, doğum sırasında ya da sonrasında virüs geçebilir. Emzirme döneminde ise %30-40 oranında bebeğe virüs geçişi görülür. Bu durumda doğumun sezaryen ile yapılması ve doğum sonrası annenin bebeği emzirmemesi gerekir.

Bu virüs etkisini başlıca bağışıklık sisteminin CD4+ T hücrelerini yok ederek gösterir. Bunun sonucunda normal şartlarda tedavi edilebilen birçok enfeksiyon HIV pozitif kişilerde ölümcül hale gelir.

HIV’in kesin bir tedavisi yoktur. Ancak günümüzde antiretroviral terapilerin kullanımı HIV ile enfekte kişilerin daha sağlıklı ve uzun bir yaşam sürmesine olanak sunmuştur.

Funda Yazıcı ErolOp. Dr. Funda Yazıcı ErolKadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
+90242 322 9773
+90536 439 6621